BilimNe, Ne Değildir?

Simya Neden Bilim Değildir?

Günümüzde pek çok kullanım alanına sahip olan kostik soda, kükürt, cıva, sönmüş kireç, nitrik asit gibi maddeler, yüzlerce yıl önce ilk kez simyacılar tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Bu nedenle, ilk çağlarda bir bilim olarak görülen simya, modern kimyanın temellerinin atılmasını sağlamıştır. Peki, böylesine önemli bir bilim dalının temellerinin atılmasını sağlayan simya neden bilim değildir?

Spekülatif bir düşünce biçimi olan simya, diğer amaçlarının yanı sıra kurşun ve bakır gibi metalleri, gümüş ya da altına dönüştürmeye çalışır. Ayrıca simya ile ilgilenen insanlar, hastalıklar için tedavi bulmaya ve ömrü uzatmanın bir yolunu keşfetmeye çalışırlar. Ancak, bilime birçok katkısı olmasının yanı sıra simya, günümüzde bir bilim dalı olarak sayılmaz. Bu durumun pek çok sebebi vardır:

  • Hiçbir bilimsel temele dayanmayan simya, deneme yanılma yöntemi ile çalışan bir alandır.
  • Sistematik hiçbir bilgi içermez.
  • Teorik bir temele sahip değildir.
  • Bir bilgi birikimine sahip olmayan simya, bu nedenle alandaki bir sonraki çalışmaya herhangi bir bilgi aktarımı yapılmasını mümkün kılmaz.
  • Elde edilen sonuçlar, herhangi bir ölçmeye tabi tutulmadığı için deney sonuçları test edilemez.
  • Simya alanında yapılan çalışmaların pek çoğu istenen sonuçları verememiştir, sonuca varılan çalışmalar da deneme yanılma yöntemi sonucunda istemeden keşfedilmiştir.

Simya Nedir?

simya nedir
Simya yüzyıllar önce ortaya çıkmış bir düşünce biçimidir.

Önceleri bir bilim olarak tanımlanan simya, günümüzde bir felsefe dalı olarak bilinmesinin yanı sıra kimya biliminin temellerini de atmış olan bir düşünce biçimidir. Yüzyıllar önce Mısır, Yunanistan ve Roma’da ortaya çıkan simya, 12. yüzyılla birlikte Hindistan, Çin ve İngiltere’ye kadar yayılmıştır. O çağlarda pek çok insan simya ile uğraşmış, simya alanında birçok çalışma yürütmüştür. Bu çalışmaların pek çoğunun üç temel hedefi vardır:

  • Felsefe Taşı’nı yaratmak – Kurşunu altına çevirerek kullanan kişiye sonsuz bir yaşam verdiği söylenen efsanevi bir taş.
  • Sağlık iksiri yaratmak – Bu iksir sayesinde kullanan kişiler sonsuz bir gençliğe kavuşarak hiçbir hastalığa yakalanmaz.
  • Metalleri farklı metallere dönüştürmek – Özellikle metalleri altına dönüştürmeye çalışan simyacılar böylece metaller arası geçişi keşfedebileceklerine inanmışlardır.

Bu hedeflerden herhangi birine ulaşmak bir simyacının inanılmaz derece zengin ve ünlü olmasına sebep olacağı için, sözde simyacıların pek çoğu çalışmalarında hileye başvurmuştur. Ayrıca dönemin simyacıları, elde ettikleri bulgular hakkında açıkça yalan söyleyerek simya kavramını lekelemeye ve insanların simyayı sahtekarlık fikriyle ilişkilendirmesine sebep olmuştur. Daha sonraları, özellikle de kimya bilimindeki gelişmelerle birlikte bilim insanları, simyanın amaçladığı hedeflerin birçoğunun mümkün olmadığını öğrenmiştir. Bu bulgularla birlikte, 18. ve 19. yüzyıllarda simyada gerilemeler başlamıştır.

Simya ve Kimya İlişkisi

simya ve kimya
Simya, kimya bilimine öncülük etmiştir.

Kimyanın temellerinin oluşmasını sağlayan simya ile kimyanın arasındaki temel fark, simyanın daha deney ağırlıklı olmasıdır. Deneysel yaklaşımın oldukça ön planda olması sebebiyle simya, bilimsel bilgiye çok da yakın değildir. Ek olarak, simyacıların pek çoğu genellikle rastgele bir şekilde çeşitli maddeleri birbiriyle karıştırmanın sonucunda bir şeyler elde etmeyi ummuşlardır.

Yani, simyacıların yaptığı deneyler çoğunlukla bilimsel bir altyapıya sahip değildir. Bu nedenle de eski çağlarda simyacılar pek ciddiye alınmamakla birlikte onlara pek çok farklı isim takılmıştır. Simyacılara takılan başlıca isimler şunlardır:

  • Hokkabaz
  • Büyücü
  • Falcı
  • Sihirbaz
  • Okültist

Kimya ise deneysel olmasının yanı sıra bilime dayanan teorik bilgileri dengeli bir şekilde kullanır. Bu nedenle kimyada yapılan deneyler kadar bilimsel temellere dayanan bilgiler de ön plandadır. Ayrıca, kimyada simyadaki gibi bir rastgelelik söz konusu değildir. Sonuç olarak simya, kimya bilimine öncülük etmiş ve daha sonra da yerini kimya bilimine bırakarak tarihin tozlu sayfaları arasına karışmıştır.

Eğer simya ve kimya arasındaki ilişki hakkında daha çok şey öğrenmek istiyorsanız Osmanlı’da Simyadan Kimyaya Geçiş Süreci adlı çalışmayı okuyabilirsiniz.

Simya Kelimesinin Kökeni

simya kelimesinin kokeni
Simya kelimesinin kökeni ile alakalı çok sayıda rivayet bulunmaktadır.

Yüzyıllar boyunca simya sanatı; Mısır’dan Arabistan’a, Yunanistan’dan Roma’ya ve en sonunda da oradan Batı ve Orta Avrupa’ya aktarıldı. Simya sözcüğünün kökenine dair birçok düşünce söz konusudur. Simya sözcüğü Mısırlılar tarafından taş ya da iksir hazırlanmasını ifade eden Arap deyimi “al-kimia” kelimesinden türetilmiştir. Bu da metalleri eritmek ya da dökmek anlamına gelen “chyma” kelimesinin Arap deyimine dönüştürülmesiyle oluşmuştur. Kökü Arapça olan “kimia”, “khem” kelimesinden gelir. Ezoterik ve hiyeroglif olarak simya kelimesi, ilkel ya da İlk Maddenin yani khem’in karanlık gizemine atıfta bulunur. Ek olarak, simyanın yayılmasında Arapların rolü oldukça önemlidir. Çünkü simya üzerine pek çok kitap, Avrupalı okuyuculara ulaşmadan önce Yunancadan Arapçaya çevrilmiştir.

Tarihçi Nevill Drury’e göre de simya kelimesi Mısırca bir kelimeden türemiştir. “Chem”, “khem” ya da “gem” siyah anlamına gelir ve Nil deltasını çevreleyen siyah alüvyonlu verimli topraklara atıfta bulunur.

Simya ve Astroloji İlişkisi

simya ve astroloji
Simya da astroloji de yıldızların işleyişi ile ilgilenmektedir.

12. yüzyılda Latin Avrupa’da ortaya çıkan Simya, görünüşe göre çok daha eski bir gelenek olan astrolojiye denk gelen bir düşünce yönüne verilen isimdir. Hem simya hem de astroloji insanların evrenle olan ilişkisini anlamaya ve bu ilişkiyi insanların yararına kullanma girişimlerini temsil etmeye yarar. Her ikisinin de amaçları aynıdır. Bu amaçlardan ilki bilimsel, ikincisi ise teknolojik olarak adlandırılabilir.

Astroloji, yıldızlar ve insanların arasındaki ilişki ile ilgilenirken simya, cennetten ziyade yeryüzüne ait olanlarla, yani yeryüzünün işleyişi ile ilgilenir. Ancak, her ikisi de yıldızların yeryüzünün işleyişi üzerinde etkisi ile ilgilendiği için ikisi arasında ayrım yapmak oldukça zordur. Üstelik, ikisi de insanların yerde ve gökte tanık olduğu süreçlerin Tanrı’nın iradesinin bir temsili olduğunu varsayar. Eğer, doğru anlaşılırlarsa Tanrı’nın niyetinin anahtarını vereceği inancıyla her zaman insanlar tarafından takip edilmiştir.

Neden Simyacılar Sembol Kullanır?

neden simyacilar sembol kullanir
Simyacılar pek çok farklı sembol kullanmaktadır.

Simyacılar, simyanın başlangıcından beri farklı elementleri temsil edebilmek için sembollerden yararlandılar. Bu semboller, bazen elementin sahip olduğu düşünülen nitelikleri yansıtmak için kullanılırken, bazen de tarihten ipuçları içerir. Ayrıca sembollerden yararlanmak, simyacıların dikkatle korunan çalışmalarını sözde simyacılardan gizli tutmalarına yardımcı olur.

Simya ile ilgilenen ilk çağlarda, simyacıların pek çoğu edindiği bilgileri astrolojiden aldığı için birçok simya sembolü gezegenlere ya da diğer gök cisimlerine bağlıdır. 18.yüzyıla kadar kullanılmaya devam eden simya sembolleri, zaman ilerledikçe daha standart bir hale gelmiştir. Ancak insanların pek çoğu günümüzde, tarihleri, ilginç şekilleri ve dünya hakkında farklı bir düşünce biçimiyle bağlantılı olduğu için simya sembollerine ilgi duymaya devam etmektedir.

Simya Sembolleri ve Anlamları

simya sembolleri ve anlamlari
Simyada kullanılan her bir sembolün farklı anlamı bulunur.

Simya sembolleri yüzyıllardır kullanılmakta ve simya alanın bütün gizemini içermektedir. Bu nedenle de simya sembolleri insanlar tarafından, özellikle de simyaya ilgi duyanlar tarafından, oldukça ilgi çeker.

Fakat hala insanların pek çoğu bu sembollerin ne anlama geldiğini tam olarak bilmemektedir. Bu yüzden de bu yazımızda simya sembollerinin ne anlama geldiğini ele alarak sizler için ayrıntılı bir simya kılavuzu oluşturduk.

Üç Simya Asalı

uc simya asali
Üç simya asalı “Tria Prima” olarak da anılmaktadır.

16.yüzyılda İsviçreli bir filozof olan Paracelsus tarafından adlandırılan ve “Tria prima” olarak bilinen üç simya asalının insanları tanımladığına inanılıyordu. Bu nedenle Tria prima öğelerinin her biri, insan kimliğinin farklı bir parçasına atanıyordu. Ek olarak, Tria prima’nın hastalığa sebep olan bütün zehirleri içerdiği için simyacıların hastalıkları nasıl tedavi edebileceğini bu sayede öğrenebileceğine inanılıyordu.

Kükürt

Cıva elementinin pasif dişi temsilinin aktif erkek karşılığı olan kükürt, kimi kaynaklarda sülfür olarak da geçmektedir. Antik çağlarda geleneksel tıp için kullanılan kükürt, Çin’de, Mısır’da ve Avrupa’nın pek çok yerinde kullanılmaya devam etmiştir. Hem Tevrat’ta hem de İncil’de kükürtten bahsedilir. Bu kaynaklara göre Cehennem, kükürt gibi kokmaktadır.

Ek olarak kuruluk, sıcaklık ve erkeklik gibi temsilleri olan kükürt, simyada buharlaşma genişleme ve çözünme gibi olayları da temsil eder. İnsan bedeninde ruhun bir temsili olan kükürt, Tria prima açısından da tuzu ve cıvayı birleştiren bir köprü olarak işlevini sürdürür.

Bir Yunan haçının üzerinde yer alan üçgenle temsil edilen kükürt, aynı zamanda sonsuzluk sembolünün üzerinde bir Loraine Haçı ile de temsil edilebilir. Şeytan’ın Haçı olarak bilinen bu sembol, pek çok inanışta şeytani bir çağrışıma sahiptir.

Tuz

Günümüzde tuzun, sodyum ve klorürden oluşan kimyasal bir bileşik olduğu bilinmektedir. Ancak eski çağlarda simyacılar, tuzun tek bir elementten oluştuğuna inanıyorlardı. Simyacılara göre tuz, bedeni ve genel olarak fiziksel bir maddeyi, kristalleşmeyi ve yoğunlaşmayı temsil eder.

Tuz, toplandığı ilk anda genelde saf bir halde değildir. Ancak, tuz kimyasal işlemlerle çözülebilir ve saflaştırılabilir. Ayrıca tuzun sembolü ise, yatay bir çizgiyle ikiye bölünmüş olan bir dairedir.

Merkür (cıva)

Aynı zamanda yedi gezegen metallerinden biri olan Merkür, hem element hem de gezegen anlamına gelmektedir. Bu simya sembolü her iki durumda da zihni ve ölümü aşabilecek bir durumu temsil eder. Eski dönemlerde Merkür, cıva olarak bilinmekteydi ve sıvı ile katı haller arasında geçiş yapabildiği düşünülmekteydi. Bu nedenle de simyada cıva, yaşam ve ölüm arasındaki geçişi temsil eder.

Merkür genel olarak, kıvrımlı bir şekil ya da yılan ile temsil edilir ve Merkür’ün sembolünün kozmik bir rahme benzediği söylenir. Sembolünde standart “dişilik” işareti yer alan Merkür, bazen ıslaklık ve soğuklukla tanımlanırken genel olarak pasif dişi bir prensibi temsil eder.

Dört Temel Element

dort element
Eski Yunan inancına göre dünyanın tamamı yalnızca dört elementten oluşmuştur.

Eski Yunan inancına dayanan dört temel element, dünyadaki tüm maddelerin hava, toprak, ateş ve suyun birleşiminden oluştuğunu iddia eder. Simyada yer alan diğer 18 elementin aksine bu dört element periyodik tabloda yer alan elementler değildir. Ancak, pek çok simyacının inanışına göre bu dört element, önemli birtakım güçlere ve yeni elementler yaratma yeteneğine sahiptir.

Orta Çağ’da yaşayan Arap simyacı Jabir ibn Hayyan, dört elementi simyaya bağlayan ilk isimlerden biridir ancak, dört element ondan önce antik Yunan’da ortaya çıkmıştır. Antik Yunan’da hekim olan Hipokrat’a göre, dört element vücudun dört mizacından birine bağlanırken, Aristoteles her bir elementi ısı/soğuk ve kuruluk/nem ilkesine bağlamıştır.

Hava

hava
Hava, ısıyı ve ıslaklığı temsil etmektedir.

Islaklık havanın bir parçası olduğu düşünülen su buharından geldiği için Aristoteles’e göre hava ısıyı ve ıslaklığı temsil etmektedir. Simyada yer alan hava elementi de hayat veren bir gücü temsil ettiği için beyaz ile mavi renkleriyle ilişkilendirilir. Ayrıca Hipokrat dört mizah teorisine göre, havayı kan ile ilişkilendirmiştir. Hava elementinin sembolü ise yatay bir çizgiyle ikiye bölünmüş yukarı doğru olan bir üçgenden oluşur. Bu sembol dikkatli incelendiği takdirde, ters çevrilmiş halinin toprak elementinin sembolü olduğu fark edilir.

Toprak

toprak
Toprak, fiziksel hareketleri ve hisleri temsil eder.

Toprağı soğuk ve kuru bir yer olarak düşünen Aristoteles’e göre toprak, fiziksel hareketleri ve hisleri temsil edebilir. Ayrıca toprak, Hipokrat’ın dört mizah teorisinden kara safra mizahıyla ilişkili olmasının yanı sıra yeşil ve kahverengi renkleriyle bağdaştırılır. Sembolü hava elementinin tam tersi olan toprak, yatay bir çizgi ile ikiye bölünmüş aşağı yönlü bir üçgenden oluşur.

Ateş

ates
Ateş; nefret, öfke, aşk ve tutku gibi duyguları temsil etmektedir.

Ateşli duygular olarak adlandırılan tutku, aşk, öfke ve nefret gibi duyguları temsil eden ateş elementi, Aristoteles’e göre sıcak ve kurudur. Bu nedenle de turuncu ve kırmızı renkleri temsil eden ateş elementi, Hipokrat’ın dört mizah teorisine göre sarı safra ile temsil edilir. Ek olarak kimileri tarafından ateş elementi daha erkeksi bir sembol olarak görülmektedir. Sembolü ise yukarıyı gösteren bir üçgenden oluşur.

Su

su
Su, Thales’e göre yaratılan ilk elementtir ve sezgiyi temsil etmektedir.

Suyu soğuk ve ıslan olarak nitelendiren Aristoteles’e göre su elementi, mavi rengin yanı sıra sezgiyle ilişkilidir. Ayrıca cıvanın sembolünün de kadınsı olmasından dolayı yine Aristoteles’e göre su ve cıvanın simya sembolü birbiriyle bağlantılıdır. Ayrıca Hipokrat, dört mizah teorisine göre su elementini vücut balgamıyla ilişkilendirmiştir. Yunan filozof Thales’e göre ise su, dünyada yaratılan ilk maddedir.

Ateş elementinin karşıtı olan su elementinin sembolü, ateş elementini sembolünün tam tersidir. Yani su elementinin sembolü aşağı yönlü bir üçgendir. Bu sembol bazen, bir bardak ya da semaver gibi su tutan kaplara benzetilmektedir.

Yedi Gezegen Metalleri

yedi gezegen metalleri
Simyada bazı elementler, gökyüzünde görülen yedi gezegen ile eşleştirilmiştir.

Her biri bir metal olan bu elementlerin hepsi bir gök cismine, haftanın bir gününe ve insan vücudundaki bir organa bağlıdır. Buna ek olarak, erken dönem simyasının en önemli parçalarından biri astronomidir. Klasik çağda, gezegenlerin her birinin gökyüzündeki konumunu ve metallerin özelliklerini etkileyen astronomi, diğer gezegenlere yakınlığı ile ilişkili metal üzerinde hükmü olduğu düşünülüyordu.

Ancak bu denkleme, Uranüs ve Neptün dahil değildir. Bu iki gezegenin dahil olmama sebebi ise simya sembollerinin teleskoplar icat edilmeden çok daha önce kullanılmaya başlanmasıdır. Teleskoplar olmadığı için de o çağlarda sadece gökyüzünde çıplak gözle görülebilen gezegenlerin var olduğu düşünülüyordu.

Kurşun

Klasik çağda plumbum olarak da bilinen kurşun, “haçın altında hilal” şeklinde bir sembole sahiptir. Ayrıca kurşunun sembolünde yer alan modern “h” harfi bir tırpanı ya da haç işaretini çağrıştırmaktadır. Kurşunun simyaya göre başlıca özellikleri şunlardır:

  • İlişkili olduğu gök cismi: Satürn
  • Haftanın günü: Cumartesi
  • Temsil ettiği organ: Dalak

Teneke

Tıpkı kurşun gibi teneke de “haçın altında hilal” şeklinde bir sembole sahiptir. Ek olarak, tenekenin sembolünde karakteristik bir “4” sayısı görünür. Tenekenin simyaya göre başlıca özellikleri şunlardır:

  • İlişkili olduğu gök cismi: Jüpiter
  • Haftanın günü: Perşembe
  • Temsil ettiği organ: Karaciğer

Demir

Demirin simya sembolü, Mars gezenini temsil etmek amacıyla sıklıkla kullanılan “erkek” sembolüdür. Simyaya göre demirin başlıca özellikleri şunlardır:

  • İlişkili olduğu gök cismi: Mars
  • Haftanın günü: Salı
  • Temsil ettiği organ: Safra kesesi

Altın

altın
Altın elementi kusursuzluğu temsil eder.

Mükemmelliği temsil eden altın, simyadaki en belirgin ve en önemli sembollerden biridir. Simyacıların pek çoğunun temel olan ama asla gerçekleştiremediği hedeflerinden biri kurşunu altına nasıl dönüştürebileceklerini öğrenmekti. Bunun dışında, altın simyada iki sembolle temsil edilir. Birinci temsil, altından yayılan ışınlarla karakterize bir güneşe benzer ve ikinci temsil merkezinde bir nokta bulunan dairedir. Altının simyaya göre başlıca özellikleri şunlardır:

  • İlişkili olduğu gök cismi: Güneş
  • Haftanın günü: Pazar
  • Temsil ettiği organ: Kalp

Bakır

Bakırın simya sembolü, Venüs gezegenini temsil etmek amacıyla sıklıkla kullanılan “dişi” sembolüdür. Ayrıca bakırı temsil etmek için bir dizi çapraz ve yatay çizgi de kullanılabilir. Simyaya göre bakırın başlıca özellikleri şunlardır:

  • İlişkili olduğu gök cismi: Venüs
  • Haftanın günü: Cuma
  • Temsil ettiği organ: Böbrekler

Cıva

Üç simya asalının da bir parçası olduğu için cıvanın sembolü tıpkı Merkür gibi kozmik rahimdir. Simyaya göre cıvanın başlıca özellikleri şunlardır:

  • İlişkili olduğu gök cismi: Merkür
  • Haftanın günü: Çarşamba
  • Temsil ettiği organ: Akciğerler

Gümüş

gumus
Gümüş, ay ile ilişkilendirilmiştir.

Simya sembolü bir hilale benzeyen gümüş, aynı zamanda altının sembolü olan küçük bir güneşe de benzer. Gümüşü temsil eden hilal sağa ya da sola dönük olarak çizilebilir. Gümüşün simyaya göre başlıca özellikleri şunlardır:

  • İlişkili olduğu gök cismi: Ay
  • Haftanın günü: Pazartesi
  • Temsil ettiği organ: Beyin

Sıradan Elementler

sıradan elementler
Simyadaki bazı sıradan elementler

Simyada kullanılan elementlerin sınıflandırılmamış olanları sıradan elementleri oluşturur. Bu elementler genellikle simyaya daha yeni eklenen elementler olduğu için diğer elementler kadar uzun bir geçmişe sahip değildir. Sonuç olarak, bu elementlerin hepsi simyacılar tarafından bir noktada kullanılmış olsa da simyada neyi temsil ettikleri ve neden onlara ihtiyaç duyulduğu hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktadır.

Antimon

İnsan doğasının vahşi ve hayvansı kısımlarını temsil eden antimonun sembolü, üzerinde çarpı işareti olan bir dairedir. Kimi kaynaklarda da antimon baş aşağı duran bir dişil sembol olmasının yanı sıra, bazen de bir kurt olarak temsil edilmektedir.

Arsenik

Arsenik simyada genel olarak bir kuğu ya da kuğular ile temsil edilir. Bu şekilde temsil edilmesinin sebebi, bir metaloid olarak arseniğin fiziksel görünümünün bir kuğu yavrusunun kuğuya dönüşmesiyle aynı şekilde dönüştürme yeteneğine sahip olmasıdır. Ayrıca arseniğin sembolü bir çift çakışan üçgendir.

Bizmut

Bizmut elementinin simyadaki rolünün ne olduğu ve ne şekilde kullanıldığı hakkında pek bir bilgiye sahip olunmasa da, 18. yüzyıla kadar bizmut genellikle kalay ve kurşunla karıştırılmıştır. Sembolü ise üstü açık olan bir “8” rakamına benzer.

Magnezyum

magnezyum
Magnezyum simyacılar için sonsuzluğu temsil etmektedir.

Saf haliyle doğada bulunmayan magnezyum, bu sebeple simyacılar tarafından deneylerde magnezyum alba olarak da bilinen magnezyum karbonat formunda kullanılmıştır. Tutuşturulduktan sonra hemen söndürülemeyen magnezyum, simyacılar için sonsuzluğu temsil eden bir elementtir. Pek çok sembolü olan magnezyumun en yaygın kullanılan sembolü, “D” harfini yatay olarak bölen bir çekice benzer.

Fosfor

Beyaz formu oksitlendiğinde yeşil yanan fosfor, simyacılar için en önemli elementlerden biridir. Çünkü bu özelliği sebebiyle fosfor, simyacılar tarafından ışığı yakalama yeteneğine sahip bir element olarak görülüyordu. Ek olarak, ruhu temsil eden fosforun sembolü tipik olarak çift haç üzerine bir üçgendir.

Platin

Simyacılar tarafından altın ve gümüşün bir kombinasyonu olduğuna inanılan platinin sembolü, bu nedenle her iki elementin sembolünün birleşiminden oluşur.

Potasyum

Doğada serbest bir element olarak bulunmayan potasyum, bu sebeple simyacılar tarafından deneylerde “potas” olarak bilinen potasyum karbonat şeklinde kullanılmıştır. Potasyumun sembolü, bir haç üzerinde bulunan dikdörtgen ile temsil edilir.

Çinko

Simyacılar tarafından “filozofun yünü” ya da “beyaz kar” olarak adlandırılan çinko, oksit oluşturmak için eski çağlarda yakılırdı. Pek çok farklı çinko temsili olsa da en yaygını “z” harfinin ve “4” rakamının birleşiminden oluşur.

Eğer bilim ile alakalı konular ilginizi çekiyorsa Evrim Teorisi Nedir? yazımıza mutlaka göz atmalısınız.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu