Tarih

Manda ve Himaye Nedir?

1. Dünya Savaşı’nın ardından sık sık sözü edilen ve Kurtuluş Savaşı Dönemi içerisinde bahsi geçen manda ve himaye kavramı akıllarda “Manda ve himaye nedir?” sorusunun oluşmasına neden olmaktadır. Manda ve himaye kavramı kısaca, zayıf durumdaki milletlerin kendilerinden daha güçlü olan milletlere kendi yönetimlerini devretmesi anlamına gelmektedir. Manda ve himaye olarak iki ayrı kavramın birleşiminden oluşan bu sistem, bazı özellikleri açısından sömürgecilik ile benzerlikler taşımaktadır. Aralarındaki fark, manda ve himayede sömürgeciliğin aksine iç işlerde özgürlüğün olması ve belirli bir zaman içerisinde biteceğinin söylenmesidir.

Manda ve himaye her ne kadar sömürgecilikten farklı olarak lanse edilse de zamanla neredeyse aynı özellikleri taşır hale gelmiştir. Bu sisteme dahil olan güçlü devletler sürecin sonunda daha da güçlenirken zayıf devletler daha da kötü bir duruma gerilemişlerdir. Olumlu getirilerinin olacağı düşünülerek kabul edilen manda ve himaye fikri uzun vadede güçsüz milletler açısından oldukça kötü sonuçlara yol açmıştır. Örneğin, Arap devletleri 1. Dünya Savaşı’nda bağımsızlık kazanacaklarına inanarak İngiltere ve Fransa yanlısı bir tutum sergilemişlerdir. Fakat sürecin sonunda İngiltere ve Fransa Ortadoğu’yu aralarında manda ile paylaşmışlardır.

Peki, manda ve himaye sistemi esas olarak ne anlama gelmektedir? Avrupa’nın yıkılış sürecine girmiş Osmanlı Devleti için öne sürdüğü bu kavram ne oldu da kabul edilmedi? İlk kez nerede ve kim tarafından reddedildi? Manda ve himaye konusunda merak ettiğiniz her detaya yazımızdan ulaşabilirsiniz.

Manda ve Himaye Ne Anlama Gelmektedir?

Manda ve himaye, “manda” ve “himaye” terimlerinden oluşan ve aslında iki ayrı kavramı ifade eden bir sistemdir. Manda ve himaye nedir sorusuna daha iyi yanıt verebilmek açısından iki kavramı da ayrı ayrı ele alalım. Manda, Fransızca kökenli bir sözcük olup “görev, yetki” anlamına gelmektedir. İlk kez 1919’da Paris Barış Konferansı’nda sözü edilen manda, 28 Haziran 1919’da resmen tanınmıştır. Kısaca, 1.Dünya Savaşı’nın ardından güçsüz durumdaki ülkelerin kendi bağımsızlıklarına kavuşana kadar Milletler Cemiyeti adına yönetimlerini devretmesi anlamına gelen manda sistemi, büyük devletlere vekillik verilmesi şeklinde işlemektedir.

Himaye ise Fransızca “protectorat” kelimesinden türetilmiş bir kavramdır. Sözlük anlamı ile uluslararası ilişkilerde güçlü devletin güçsüz olanı tek taraflı olarak koruma altına alması anlamını taşımaktadır. Kısaca, kendini koruyamayacak durumda olan ülkelerin kendisini koruyacak ve savunacak bir ülke bulması anlamını taşıyan himaye kavramı, çoğunlukla manda ve himaye şeklinde birbirinden ayrılmadan kullanılmaktadır.

Eğer ülkelerin yönetimini ilgilendiren konular hakkında bilgi edinmeye devam etmek istiyorsanız Kleptokrasi Nedir? Kleptokrasi ile Yönetilen Ülkeler Hangileridir? başlıklı yazımıza da göz atabilirsiniz.

Manda ve Himaye İlk Kez Nerede Reddedildi?

Manda ve Himaye İlk Kez Nerede Reddedildi?
Manda ve himaye ilk kez Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından Erzurum Kongresi’nde reddedilmiştir.

Manda ve himaye kavramı Kurtuluş Savaşı döneminde asla kabul edilmeyeceği belirtilen konulardandır. Mustafa Kemal Atatürk yaptığı araştırmalar ve edindiği bilgileri ile yapmış olduğu çalışmalar sonucunda, uzun vadede manda ve himaye fikrinin olumsuz getirileri olacağını öngörerek bu uygulamanın kabulünü uygun görmemiştir.

İlk kez 23 Temmuz ve 7 Ağustos 1919 tarihinde toplanan Erzurum Kongresi’nde reddedilen manda ve himaye, uzun bir süre tartışılacak konuların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çünkü o dönem içerisinde bazı cemiyetler manda ve himayenin kabul edilmesi gerektiği görüşünü savunmaktadırlar. Bunlardan bazıları; Kardos Cemiyeti, Pontus Rum Cemiyeti, Mavri Mira Cemiyeti ve Etnik-i Eterya’dır. Fakat buna rağmen kongre sonucunda manda ve himaye fikri reddedilmiştir. Erzurum Kongresi sonucunda devletin bütünlüğünü esas alarak ortaya konulan kararlardan bazıları şunlardır;

  • Manda ve himaye fikri kabul edilemez.
  • Milli sınırlar içinde vatan bütündür; bölünemez.
  • Her türlü yabancı işgaline karşı millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir.
  • Hıristiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak imtiyazlar verilemez.
  • Ulusal bağımsızlığımıza saygılı ve ülkemizi ele geçirme amacı taşımayan herhangi bir devletin teknik, sanayi ve ekonomik yardımı kabul edilebilir.

“Tam bağımsızlık” elde edebilmek amacıyla alınan bu kararlar, bazı cemiyetleri ve ABD mandasına girmek isteyenleri memnun etmemesi nedeniyle Sivas Kongresi sürecinde de devam edecek olan tartışmaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu konu dönemin haber kanallarında da uzun süre yer edinmiştir. Fakat Mustafa Kemal Atatürk’ün ve bu kısmi sömürüyü içeren sistemi reddedenlerin de belirttiği gibi “Manda ve himaye asla kabul edilemez.” görüşü sürecin sonunda kabul edilmiştir. İlk kez Erzurum Kongresi’nde reddedilen manda ve himaye fikri, Sivas Kongresi sonucunda alınan kararlarla kesin olarak reddedilmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının ardından, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla beraber manda ve himayeyi savunanların yargılama süreci başlatılarak manda ve himaye fikri asla kabul edilmeyen görüşler arasında yerini almıştır.

Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar ile ilgili daha fazla bilgi edinmek isterseniz Erzurum Vilayet Kongresinde Alınan Kararlar ve Etkileri adlı çalışmayı inceleyebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu