BilimSosyoloji

Din ve Bilim: Zıt Kutupların İlişkisi

İnsan aklının, hiç durmadan düşünebilme ve yeni fikirler üretebilme yetkinliği vardır. Sağlıklı bir birey hayatı boyunca düşünmeye, fikir üretmeye ve inanç kalıpları geliştirmeye devam eder. Fakat insanlar, benzer etkenlere maruz kalamayacağı ve karşılaştığı olaylardan aynı sonuçları çıkaramayacağı için kutuplaşmalar insanlığın kaçınılmaz gerçekliği haline gelmiştir. Bu duruma verilebilecek en net ve doğru örnek, din ve bilim kavramlarının asla bitmeyen çatışmalarıdır. Çünkü bilim, deney ve gözlemlerin düşüncelerle birleşiminden doğan disiplinleri tanımlarken; din, soyut imgeler üzerinde şekillenen, inanç odaklı bir toplumsal kurum anlamı taşımaktadır.

Dolayısıyla din ve bilim kavramlarının bir çeşit düşünce ve inanç çatışmasının başrolleri oldukları söylenebilir. Peki, din ve bilim ilişkisi gerçekten zıt kutupların çelişkilerini mi temsil etmekte, yoksa doğrudan birbiriyle bağlantılı özellikler mi sergilemektedir? Bugüne kadar hiçbir dönemde önemini yitirmeyen din ve bilim çatışması için yazımızı okumaya devam edebilirsiniz. İşte tüm merak ettiklerinizle “Din ve Bilim: Zıt Kutupların İlişkisi”…

Bilim ve Din İlişkisi

Din ve bilim kavramları, başlı başına birer tartışma konusu oldukları halde sıklıkla birlikte anılmaktadır. Bunun nedeni, yüzyıllardır önemli tartışmaların esas öznesi olmaları ve hiçbir zaman net bir sonuca varılamamasıdır. Her ne kadar din ve bilim ilişkisini açıklama amacıyla binlerce çalışma yapılmış da olsa konuyu tek bir temele oturtmak mümkün değildir. Çünkü insan, aklına ve mantığına uyan düşünce ve inanç ögelerini savunma eğilimindedir. Dolayısıyla “Bilim tek gerçekliktir.” veya “Din tek doğrudur.” önermelerinin tüm insanlığa kabul ettirilmesi imkansızdır. Zira bilimin nedensellik temelindeki somut kavrayışları, dinin doğaüstü unsurlarına ters düşmekte veya pek çok kişi tarafından böyle olabileceği sanılmaktadır.

Esasında bilim ve din kavrayışlarının yalnızca çatışma içinde olması mümkün değildir. İnsanları bu inanışa yönlendiren, toplumsal bir kurum olma niteliğini taşıyan din veya Tanrı düşüncesidir. Önermemizi kısaca açıklamamız gerekirse Ortaçağ dönemi kilise faaliyetlerine bakılması yerinde bir davranış olacaktır. Çünkü Ortaçağ’daki Hristiyan kilisesinin yalnızca kendi çıkarlarını gözeterek toplumu baskıladıkları düşünceler, din ve bilim tartışmalarının alevlenmeye başladığı zamana denk gelmektedir. İşte tam da o günden bugüne bu iki kavram arasındaki bağ merak konusu olmakta ve hem din alimleri hem de bilim insanları tarafından araştırılmaktadır. İnsanlar savundukları görüşleri kendilerinden farklı düşünenlere karşı savunmaya devam ettikçe din ve bilim tartışmalarının asla bitmeyeceği söylenebilir.

Din ve Bilim Çatışması

Din ve Bilim
Din ve bilim çatışmasının birçok sebebi bulunmaktadır.

Din ve bilim çatışması, insanın dünyayı anlamlandırma ve neden yaşadığını bilme isteğinden doğmaktadır. Hayatta kalmak için gerek duyulan temel ihtiyaçlar bir yana insan, meraklı bir varlık olarak öğrenmeye ihtiyaç duymaktadır. Dünyanın, evrenin, ölümden sonraki hayatın, düzenin veya neden yaratıldığının bilincine varmak isteyen insanlar; din ve bilim sayesinde yaşamı anlamlandırmaya çalışmaktadır. Fakat bilimin somut dinin ise soyut temellendirmeleri, kaçınılmaz olarak çatışmaların yaşanmasına yol açmıştır.

Bazı din alimleri bilim insanlarını kafir olarak damgalarken bazı bilim insanları da dil alimlerini cahil olarak damgalamaktadır. Bu durumun yaşanmasının önemli nedenlerinden biri de dinin kutsal kitaplardan aldıkları değiştirilemez bilgileri doğru kabul etmesi, bilimin ise zaman içerisinde değişebilen bilgilerle daima ilerlemeyi hedeflemesidir.

Din ve Bilim Çatışmasının Temeli

Eğer din ve bilim ilişkisi örnek üzerinden anlatılacak olsa yine kilise faaliyetleri temel alınabilir. Kilisenin kendi doğrularını zorla kabul ettirme direnci, bilime nefret duymasına ve çatışmaların her geçen gün alevlenmesine neden olmuştur. Bu olay insanlara göstermektedir ki esas sorun toplumsal ilişkilerdir. Çünkü çatışmanın sorumlusu ne dindir ne de bilimdir. Çatışmaların sonlanması ancak şu davranışlarla mümkündür;

  • Her toplum içerisinde barındırdığı bireylerin inanışlarına ve düşüncelerine saygılı olmalıdır.
  • Kimse bir diğerini küçümsememeli veya hayatına müdahale etmemelidir.
  • Her düşünce ve inanış başkalarının sınırlarını ihlal etmeden özgürce yaşanabilmelidir.
  • Olayın taraflarına değil, olayın kendisine odaklanılmalıdır.
  • Dinin mucize temeline bir inanış biçimi olduğu, bilimin ise deney ve gözleme tabi olduğu unutulmamalıdır.
  • Her iki taraf da birbirini dinlemeli, anlamaya çalışmalı ve düşüncelerini zorla kabul ettirme yöntemine başvurmamalıdır.

Din ve bilim, insanın hayatı anlamlandırması noktasında önemli olan iki kavramdır. Aralarındaki çatışmayı sonlandırmak mümkün olmasa da biraz çabayla azaltılabilir. Bunun için tarihe kısa bir bakış atılması bile yeterlidir. Öyle ki geçmişte dini baskı aracı olarak kullanan kişiler, bilimin ilerlemesine engel oldukları gibi günümüzde haksız oldukları net bir biçimde anlaşılmıştır. Bu durumu daha iyi kavramanız açısından İslam ve bilim ilişkisini açıklayalım. Çünkü bilim insanları ve dini görevlilerin arasındaki anlamsız polemikleri değerlendirirken dinleri ayrı ayrı ele almak en doğrusudur.

İslam ve Bilim

Din ve Bilim
İslam ve bilim ilişkisi çoğu zaman olumsuz olarak ele alınır.

İslam ve bilim ilişkisi, sıklıkla gündeme gelmekte ve yalnızca olumsuz düşünceler temelinde ele alınmaktadır. Dini kendi çıkarlarından bağımsız bir şekilde değerlendiren İslam alimlerinin açıklamaları incelendiğinde, İslam ve bilim arasında pozitif bir ilişkinin kurulabileceği görülmektedir. Müslümanların kutsal kitabı Kur’an’ın ilk emri de “Oku” kelimesiyle başlamaktadır. İslam’ın temeli, insanın aklını kullanması ve öğrenmek için durmadan çaba göstermesidir. Örneğin, bilime düşman gözüyle bakılmadığı 8 ve 14.yüzyıllarda İslam alimlerinin sayısının hızla arttığı ve literatüre önemli katkılarının olduğu görülmektedir. Hatta bu dönem bilimsel faaliyetlerin yoğunluğu nedeniyle İslam’ın Altın Çağı ismiyle anılmaktadır.

Yine İslam dinine mensup olan düşünürlerin belirttiği üzere Kur’an, çok sayıda bilimsel gelişmeden söz etmekte ve ilgili araştırmalara karşı çıkmamaktadır. Kısacası din ve bilimin zıt kutuplar olarak anılmasının nedeni, insanların çıkarcı ve nefret dolu söylemleridir. Eğer herkes kendisi gibi düşünmeyen bireylere saygılı olmayı ve inançlarını doğru okumayı öğrenirse çatışmalar gitgide azalacaktır. Olaylara tek bir pencereden bakmak yerine büyük resme odaklanmak, insanlığın gelişimi ve merak duygusunu tatmin etmesi noktasında etkili olabilecektir.

Bu tarz konular ilginizi çekiyorsa Din Nasıl Ortaya Çıktı? başlıklı yazımızı da ziyaret etmelisiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Din ve bilim çelişir mi?

Sorunun cevabı her ne kadar dine göre değişse de, gerçekleri dünyayı gözlemleyerek öğrenen dinlerin bilim ile çelişmediğini söyleyebiliriz.

Din bir bilim dalı mıdır?

Dinler dogmatik yargılardır. Dolayısı ile bilim ile bağlantılı değillerdir.

Din bilime ve gelişmeye engel midir?

Günümüzdeki din görevlilerin dini algılayış ve uygulayış şekilleri bilimsel gelişmelere engel gibi gözükse de, birçok din bilimi engellemez.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu