Connect with us

Bilim

Küresel Isınmayı Azaltmak İçin Neler Yapılabilir?

Küresel ısınmanın yarattığı etki global anlamda dünya üzerinde yaşanmış en büyük felakete doğru bizleri sürüklemektedir. Bu felaketin etkileri ve yol açtığı sonuçlar hakkında detaylı bilgiyi sizlerle buluşturduk.

Published

on

Küresel ısınmayı azaltmak için neler yapılabilir sorusu artık gelişmiş dünya ülkeleri için oldukça sık gündeme getirilen bir konu haline geldi. Maalesef gelişmekte olan ülkeler ve üçüncü dünya ülkeleri ise bu konuyla ilgili yeterince önlem alamamakta. Kutuplar üzerindeki buzulların erimesi ve bu erimenin açtığı yan etkiler, dünya sıcaklığının yer yıl düzenli olarak artmasına neden oldu. Bu yıl ortaya çıkan Avustralya yangınları da bu durumun yan etkilerine karşı olumsuz bir örnek olarak gösterilebilir.

Küresel ısınmaya karşı gerekli önlemler alınmazsa eğer, dünyanın ve insanlığın geleceğini riske atma ihtimali acı bir gerçeğe dönüşecek. Tarihin en büyük küresel felaketi adım adım yaklaşırken, sizlere küresel ısınmayı azaltmak için neler yapılabilir sorusuna verilmesi gereken en temel yanıtları getirdik.

Küresel Isınma Nedir?

Küresel ısınma, insan yapımı nedenlerle atmosfere bulaştırılan gazların oluşturduğu varsayılan sera etkisinin sonucunda dünya içerisinde yıl süresince kara, deniz ve havada belirlenen ortalama sıcaklık artışının genel ismidir.

Küresel Isınma Ne Zaman Ortaya Çıktı?

fabrika-duman-salinim

Fabrikaların sebep olduğu sera etkisi, günümüzde küresel ısınmanın en büyük sebepleri arasında gösterilmektedir.

Küresel ısınma ile ilgili veriler 1800’lerin sonları 1900’lerin başlarına dayanıyor. İlk yapılan ölçümlerde sıcaklık 0.4 ile 0.8 derece arasında artış gözlendi. Aslında küresel ısınmanın ortaya çıkışı, sanayi devrimiyle paralel şekilde ilerlemekte. Fabrikaların yol açtığı sera etkisi, havayı da gözle görülür şekilde kirletti. 2016’ya geldiğimizde ise öngörülenin artışın yaklaşık 8 katı daha hızlı şekilde artış olduğu ortaya çıkmaktadır. Küresel ısınmayı azaltmak için neler yapılabilir sorusu da yaklaşık 20 yıldır gündemimizi meşgul etmektedir.

Küresel Isınma Nedenleri?

Küresel ısınma nedenleri arasında genelde fosil yakıt tüketiminin yol açtığı yan etkilerin en büyük payda olduğundan bahsedilir. Ancak tek sebep olarak bunu göstermek mümkün değildir. Günümüzde alışılagelmiş tüketim alışkanlıkları ve yaşayış biçimleri küresel ısınmanın en büyük nedenleri arasında yer alır.

Modern insanın tüketim alışkanlıkları birçok israfı da beraberinde getirmiştir. “Gıda İsrafı Global Ölçekte Eşitsizlik Yaratıyor!” başlıklı yazımızdan, tüketim alışkanlıklarımızın yol açtığı problemlere detaylı şekilde göz atabilirsiniz.

Küresel ısınmanın nedenleri; kömür, petrol ve doğalgaz kullanımının orantısızlığı ve ardından yeni yaşam alanları uğuruna bilinçsizce tükettiğimiz ormanlar, küresel ısınmaya davetiye çıkartan büyük nedenlerdir.

Küresel Isınmaya Karşı Mücadele Bilinci

yanan-ormanlar

Avustralya’da çıkan ve küresel bir felakete neden olan yangınların ana etkeninin küresel ısınma olduğu düşünülmektedir.

Küresel ısınmaya karşı global ölçekte alınan çözümler maalesef problemi ertelemekten öteye gidememektedir. Küresel ısınma ile baş etmek için mücadeleyi bireysel eğitim bandına çekmeli ve toplumun tamamını bu konuda eğitmeye odaklanmamız gerekmektedir. Bu duruma basit bir örnek vermek gerekirse, kızartmalarda kullandığımız yağ atıklarını genel olarak lavaboya dökmekteyiz. Ancak bu yağ lavabo ile suya karışacak ve su da çözülmeyecektir. 1 litre yağ, 1 milyon metrekare denize yayılmaktadır. Çözülmesi ve küresel anlamda yaratacağı zararı hayal etmek zor olmasa gerek. Buna ek olarak, bilinçsiz su kullanımımızı da buna ekleyebiliriz. Kısaca bilinçlenmek için hala zamanımız var ve bu zamanı doğru şekilde kullanmak adına mücadele etmemiz gerekmekte.

Corona’nın Küresel Isınmaya Etkileri

Corona virüs’ün küresel ısınmaya etkileri, ise şaşırtıcı derecede olumlu sonuçlar doğurmakta. Mart 2020’de yaşanan Corona felaketinin ardından insanların evlerinden ayrılamamaya başlamasının ardından üretim faaliyetleri de azalmaya başlamıştı. Küresel olarak uygulanan emisyon testleri sonuçların global anlamda iyileşmeye başladığını gözler önüne seriyor.

Corona virüs ve küresel ısınma ile ilgili daha detaylı bilgi almak için “İklim Değişikliği ve Coronavirüs (COVID-19)” İlişkisi başlıklı yazıya ulaşabilirsiniz.

Küresel Isınmayı Azaltıcı Tedbirler

Küresel ısınmaya önlem almak için uygulanması gereken ilk şey toplum bilinçlendirmesi olmalıdır. Bilinçsiz bir şekilde uygulanacak yaptırımlar, yarar değil zarar doğurabilir. Yarın için bir ağaç dikerseniz, yine büyük bir adım atacaksınız. Küresel ısınmayı azaltıcı tedbirler ise:

  • Enerji dostu ampuller kullanın.
  • Elektronik eşyalarınız prize takılı iken, bekleme modunda bırakmayın.
  • Işıklandırma konusunda abartılı tercihler yapmayın.
  • Evinize karşı ısı yalıtımı uygulatın. Böylece hem tasarruf edeceksiniz hem de önlem alacaksınız.
  • Diş fırçalama, bulaşık yıkama, traş esnasında su akmasın. Kapatın sonra tekrar açın.
  • Çamaşır suyu kullanımını azaltın.
  • Eşyalarınızı veya arabanızı yıkarken daha az su kullanacak sistemleri tercih edin.
  • Toplu taşıma ile seyahat edin.
  • Yürümeyi daha bilinçli ve daha sık yapın.
  • Kurşunsuz benzin ile çalışan arabaları kullanın.
  • Uzun ömürlü ürünler tüketin.
  • Ne kadar az plastik o kadar uzun ömür. Plastik yerine cam kullanın.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Lazarus Sendromu Nedir? Lazarus Refleksi Nedir?

Lazarus sendromu, hayati fonksiyonlarını kaybetmiş birine yapılan başarısız hayata döndürme girişimlerinin ardından kişinin nabzının normale dönmesi olarak tanımlanır. Tıp dünyasında çok nadir rastlanan bir durumdur. Lazarus refleksi ise ölmüş insanların kollarını havaya kaldırarak çapraz bir şekilde konumlandırıp hareket ettirmesidir.

Published

on

By

lazarus-sendromu-nedir

Lazarus sendromu ve lazarus refleksi birbiriyle çok sık karıştırılan iki kavramdır. Ayrıca büyük bir kesim aynı kavramlar olduğunu düşünmektedir. İsim kökenleri, Yuhanna İncili’inde bahsedilen Lazarus olayı üzerinden ileri gelmiştir. Lazarus’un ölümünün ardından 4 gün sonra dirilmesi, İsa’nın mucizelerinden birine dayandırılır. Anlaşılacağı üzere lazarus sendromu ve lazarus refleksi tıp literatürüne geçmiş, dirilme ile ilintili olaylardır. Peki Lazarus sendromu nedir ve canlılarda etkisi nasıldır?

Lazarus Sendromu Nedir?

Lazarus sendromu olarak tanımlanan fenomen, hayati fonksiyonları durmuş olan birine yapılan başarısız hayata döndürme girişiminin ardından kişinin dolaşım sisteminin yeniden çalışmaya başlaması olarak tanımlanır. Günümüzün tıp anlayışı dahi bu olaya hala tam olarak açıklık getirememiştir. Yapılan çalışmalar doğrultusunda tahmine dayalı varsayımlar sürdürülmektedir. Bunlardan en çok kabul göreni; başarısız kalp masajı sonucunda göğüs içerisinde basınç oluşmasının ardından kalp gevşemesi ve oluşan elektriksel akım sonucunda kalp atışları normal seyrine dönmesi varsayımıdır. Çok nadir görülmekte olan lazarus sendromu ile ilgili 1982’den bu yana yalnızca 38 vakaya rastlanmıştır.

Lazarus Sendromu Görülen Vakalar

  • 1 Şubat 2009 tarihinde Michael Wilkinson şoka girmiş bir şekilde bulundu. Ambulans çağrılarak Royal Preston Hastanesi’ne götürüldü. Doktorlar Michael’a ilaç verip durumunu stabil hale getirmek için 15 dakika kadar uğraştılar. Yapılan müdahaleler netice göstermeyince ölümü ilan edildi fakat 30 dakika sonra Michael’ın nabzının tekrar atmaya başladığı fark edildi. 2 gün daha yaşayan Michael Wilkinson haberinin olmadığı bir kalp rahatsızlığı sebebiyle hayatını kaybetti.
  • 27 yaşında bir adam yüksek dozda uyuşturucu alması sebebiyle komaya girdi. Sağlık ekiplerince ilk müdahale yapıldı fakat hastaneye aktarma sırasında adam hayatını kaybetti. 25 dakika kadar kurtarılmaya çalışıldı, müdahale sonuç vermeyince adamın ölümü ilan edildi. Sağlık çalışanlarından biri 1 dakika sonra monitörde ritm olduğunu fark etti. Tekrar kurtarılmaya çalışılan adam hayata döndürüldü.

TLC’de yayınlanan Ölümün Bin Türlü Hali isimli programda lazarus etkisi Tekrar Dirildi isimli bir bölümde konu edilmiştir.

Lazarus Refleksi Nedir?

Mısır mumyalarının hareket pozisyonu

Beyin ölümü refleksleri olarak da literatüre geçen lazarus refleksi, beyin ölümü gerçekleşmiş hastaların kollarını çapraz konumda kaldırarak bağlaması durumuna denir. Gözünüzde canlandırmak isterseniz, Mısır mumyalarının hareket pozisyonunu andıran bir olay olduğu söylenebilir.

Refleks yayı ile meydana gelen lazarus refleksi sinirsel iletimin beyne uğramadan omurga tarafından gerçekleştiği bir olaydır. Bu yüzden diz kapağına vurulduğunda dizin gösterdiği ani refleks durumu ile birebir aynıdır. Lazarus refleksi bitkisel hayatta bulunan hastalarda hareketi mümkün kılar. Lazarus etkisi konusu bu tarz beyin ölümü gerçekleşmiş hastalarda yanlış tanı konulmasının önüne geçmesi için göz önünde bulundurulması gereken önemli bir konudur.

Yazbuz’un sağlık kategorisinde ilginizi çekebilecek birçok hastalık konusu hakkında detaylı bilgiyi bir arada bulabilirsiniz. Dilerseniz ” Çoklu Kişilik Bozukluğu ve İnsanın Hayatına Olan Etkisi ” isimli yazımıza göz atabilirsiniz.

Continue Reading

Bilim

Bulut Tohumlama Yöntemi Kuraklığa Çözüm Olabilir mi?

Günümüzün suni yağmur oluşturma yöntemlerinden biri olan bulut tohumlama yöntemi, Gümüş iyodür gibi yoğunlaşma çekirdeği vazifesi gören maddelerin bulutların ilgili noktalarına ulaştırılarak yağış elde edilmesidir. Havadan ya da yerden çeşitli yöntemlerle gerçekleştirilebilir.

Published

on

By

Dünya üzerindeki yaşamın temel kaynağı hepimizin bildiği gibi iki hidrojen ve bir oksijen atomunun bir araya gelerek oluşturduğu kovalent bağlı bir yapıya sahip olan su bileşiğidir. Her alanda büyük bir öneme sahip olan su, ilk çağ uygarlıklardan günümüze değin insan hayatının gelişiminde hatrı sayılır bir rol oynamıştır. Sanayi Devrimi’nden bu yana fabrikalaşma gibi beşeri insan uygulamalarının artması sebebiyle ekolojik denge altüst olmuş, kuraklık gibi çevresel problemler açığa çıkmıştır.

Her devlet kendi politikaları çerçevesinde kuraklık önlemleri almaya çalışmış, bu konudaki bilimsel araştırmalar için de belli bütçeler ayırmıştır. Kuraklık sorununu kökünden çözecek en tipik yöntem, yağmur oluşumunu sağlamaktır kuşkusuz. Peki yağmur yağması için neler yapılabilir? Bunun anahtarı modern teknolojinin nimetlerinden faydalanarak hava modifikasyonunu kontrol altında tutmaktır. Bulut tohumlama yöntemi bu kapsamda bilinen uygulamalardan biridir.

Gıda anlamında kuraklığın getirdiği olumsuz etkilerin yanında elde edilen gıdanın kötü kullanımı sebebiyle de global anlamda açlık gibi problemler açığa çıkmaktadır. Gıda israfı ile ilgili ” Gıda İsrafı Global Ölçekte Eşitsizlik Yaratıyor! ” isimli yazımıza göz atabilirsiniz.

Bulut Tohumlama Yöntemi Suni Yağmuru Arttırır mı?

Suni yağmur nedir nasıl oluşur sorularına cevap niteliğinde olan bulut tohumlama yöntemi, günümüzdeki en etkin uygulamalardandır. Fakat yağış oranının düşük olduğu ve orta yağışlı bölgelerde, mevsimsel faktörler de gözetildiğinde önemli bir etkiye sahip değildir. Bilakis Afrika kıtasındaki ülkelerde su sorunu çözüleceğinden kuralık minimalize edilecek ve açlık problemi ortadan kalkacaktı. Tekniğin doğru kullanılmaması durumunda yağış miktarı azalabilmektedir. Yapılan bazı araştırmalara göre bulut tohumlama yönteminde tüm şartların optimum seviyede sağlanmasıyla %5-20 dolaylarında başarı sağlamak mümkündür.

Bulut tohumlama yöntemi birçok değişken üzerinde şekillenir. Düşünüldüğünden daha komplike bir işlem olan bu yöntem ile ilgili “Hava Modifikasyon İşlemlerinde Yapay Yağış Tekniği” isimli yazıdan ayrıntılı bilgi elde edebilirsiniz.

Günümüz teknolojisi ile hava modifikasyonları kontrol altına alınarak yağış sağlanabilmekte.

Bulut Tohumlama Yöntemi Nedir?

Bulut tohumlama, insan müdahalesi ile hava modifikasyonu üzerinde değişiklik yapılarak suni yağmur yağdırmayı amaç edinen meteorolojik bir

uygulamadır. Yöntemin temel prensibi yağışa uygun sıcaklıklarda olan bulutları tespit ederek yoğunlaşma olayını sağlamak üzerine kuruludur. Bulut tohumlama yöntemiyle ilgili bilinen yaygın yanılgılardan birisi de yöntemin tohumlama bulutu oluşturduğu yönündedir. Fakat yöntemin sağladığı hizmet, yoğunlaşma çekirdeği olarak bilinen maddelerin (AgI gibi) doğru miktarlarda, doğru zamanda ilgili bulutun verimli noktalarına ulaştırmasıdır.

Yapay Yağmur Deneyi Tarihsel Gelişimi

1940’lı yıllarda adını ilk kez duyacağımız yapay yağmur deneyi, kimyager Irving Langmuir ve Vincent Joseph Schaefer’ın Berkshire Dağları çevresinde kuru buz kullanmasıyla başlamıştır. 40’lı yılların sonuna gelindiğinde Bernard Vonnegut isimli atmosfer bilimcisi gümüş iyodür (AgI) bileşiğini kullanarak bulut tohumlama yöntemini daha etkin bir şekilde sağlayarak, geliştirmiştir. Hatta günümüzde de gümüş iyodür sıklıkla kullanılmaktadır çünkü kristal oluşumunda en etkili olan bileşiktir. 1960’lı yıllardan günümüze kadar ise ABD tarafından geliştirilmeye devam edilmiştir. Bu yöntem Türkiye’de ilk kez 1990 yılında İSKİ tarafından İstanbul’da yağmur bombası şeklinde kullanıldı.

Bulut Tohumlama Deneyi İçin Önemli Faktörler

Bulut tohumlama deneyi yapabilmek için değişken hava parametrelerinin optimum koşullarda olması önemlidir. Rüzgar profili, havanın yukarıya yükselme hızı, çekirdek konsantrasyonu gibi birçok faktör etkilidir. Fakat iyi bir sonuç elde edebilmesi için en önemli faktör bulutun soğuk olmasıdır. Bunu sağlayacak yegane madde de buz krsitalleridir. Gümüş iyodür, amonyum nitrat ya da kadmiyum iyodürün bulutlara püskürtülmesiyle  oluşturulan kristaller bulut partiküllerinin büyümesini sağlar ve bulutun bir kısmının soğumasına yardımcı olur. Bu yöntemde etkin olan bir diğer faktörde yağış tahminidir. Yağış tahmini yapılabilen bulut sistemlerinde suni yağmur elde etme yöntemlerinden en verimli şekilde yararlanılabilir. Bunlar; kümülüform bulutlar, orografik bulutlar ve stratirform bulutların bulunduğu sistemlerdir. Yağış tahmini yapılması üzerine tüm şartlar sağlandığında tohumlama işlemi yapılabilir. İşlemin yapılmasından 15 dakika ya da birkaç saat sonra yağmur yağabilir.

Bulut tohumlama yöntemlerinin uygulama şekillerinden bir tanesi uçak yardımıyla sağlanır.

Bulut Tohumlama Yöntemi Nasıl Yapılır?

Günümüz şartlarında bulut tohumlama yöntemi, havadan ve yerden olmak üzere iki şekilde yapılabilmektedir. Havadan uçaklar yardımıyla ile yerden ise oluşturulan yer tohumlama sistemleri ve yer roket sistemleri yardımıyla sağlanır. Uçak ile suni yoğunlaşma çekirdekleri bulutun; tepesinden içine ya da tabanından yukarıya doğru akımlarla içine bırakılabilir.

Bulut tohumlama yönteminden verimli bir geri dönüş alabilmek için çekirdek görevi gören maddelerin, bulutta uygun noktalara ulaşması büyük bir önem taşımaktadır. Yöntemler kıyaslandığında uygun bulutu konumsal açıdan tespit etmenin handikapı yer tohumlama sistemlerinde daha fazladır. Fakat diğer bir yerden tohumlama yöntemi olan yer roket sistemleri bu konuda daha etkindir. Roket sistemlerinin handikapı ise maliyetidir. Uçak kullanımında da birtakım dezavantajlar mevcuttur. Bunlardan biri hava trafiğinin yoğun olduğu bölgelerde havalimanlarındaki kulelerden izin alma sorunudur.

Continue Reading

Bilim

Radyasyon Kazaları: 1987 Goiânia Radyoterapi Kazası

Fizik ve kimya biliminin gelişim göstermesiyle, radyoaktif maddeler hayatımızda kendine büyük bir yer edindi. Başta tıp, sanayi olmak üzere birçok olanda etkin olarak kullanılan bu maddeler, bilinçsiz kullanım sebebiyle can kayıplarının yaşandığı radyasyon kazalarına yol açmakta.

Published

on

By

Pozitif bilimlerin ciddi anlamda gelişim göstermeye başladığı zamandan bu yana fizik, kimya gibi bilim dallarının kullanım alanları eskiye oranla masumiyetini kaybetti. Radyoaktif elementlerin keşfi başta tıp olmakla birlikte birçok alanda insanların hayatına büyük kolaylıklar sağladı. Radyoaktif maddelerin hayatımızdaki yeri yadsınamaz bir gerçek elbette ki. Fakat bu maddelerin bilinçsiz ve dikkatsizce kullanılmasıyla can kaybına sebep olan birçok radyasyon kazası yaşandı. Literatüre geçmiş radyasyon kazaları saymakla bitmez. 1987 yılında Brezilya’da yaşanan olay bunlardan yalnızca biri.

Radyolojik radyasyon kazalarının %50’sini endüstriyel alanlı olanlar oluşturmaktadır. Bunun haricinde insanın doğrudan kullandığı radyolojik silahların da yıkıcı etkileri tarif edilemez boyuttadır. “Radyolojik Silahlar Nedir ve Etkileri Nelerdir?” yazımızla bu konu hakkında bilgi alabilirsiniz.

Radyasyon Kazası Nasıl Başladı?

Radyoaktif madde

13 Eylül 1987 yılında, Brezilya’da bir hastane binası taşınma sebebiyle terk edildi. Hastane çalışanları, bina içerisinde yüksek oranda sezyum klorid içeren bir radyoloji aygıtını unutarak  büyük bir hata yaptılar. Kaderine terk edilmiş bina zaman içerisinde evsiz insanların uğrak mekanı haline geldi. Bir gün Roberto Dos Santos Alves ve Wagner Mota Pereira ismindeki iki evsiz hurdacı işlerine yarayacak bir şey bulma umuduyla binaya girerler. İkilinin gözüne unutulan radyoloji aygıtı takılır. Sezyum kloroid içerikli aparatı ve aygıtı sökerek yanlarında götürürler. Günlerce mide bulantısı ve kusma semptomlarına kendilerinde tanık olsalar da bunun sebebinin sezyum kloroid içerikli aparat olabileceği akıllarına asla gelmez. Goiânia radyoterapi kazası  bu şekilde başladı.

5 gün sonra bu iki hurdacı aparatı hurdalığın sahibi olan Devair Ferreira’a satarlar. Devair Ferreira aygıttaki mavi ışıktan büyülenir, taşı kırarak karısına yüzük yapmak gibi romantik bir hayale kapılır. Taşı masada kırmaya çalışır sonucunda sezyum kloroidin tozları her yere saçılır. Buna doğrudan maruz kalan kişi halıda oyun oynayan 6 yaşındaki küçük kızı olur. Babası gibi tozların ışıltılı büyüsüne kapılan küçük kız da bunları bacağına döker ve annesine gösterir. Aile bireylerinin sezyum kloroid ile etkileşimleri bu şekilde sürer.

Goiânia’da yaşanan talihsiz olay Çernobil nükleer faciasından yalnızca 1 yıl sonra gerçekleşti. Fakat medyada geniş yankı uyandırmadı.

Radyasyon Kazası İnsanları Nasıl Etkiledi?

28 Eylül 1987 tarihine gelindiğinde ise, evdeki herkes mide bulantısı, ishal ve kusma gibi semptomlarla mücadele etmekteydi. Aile bireyleri yaşanan bu sorunu basit bir gıda zehirlenmesi olarak nitelendirseler de, durum düşünülenden çok daha ciddidir. Devair’in karısı bu taştan şüphelenmeye başlar. Taşın tozunu alır ve ne yazık ki belediye otobüsünü kullanarak hastaneye gider. Yol boyunca kendisine 6 metreye kadar yakın olan herkes sezyum kloroidin yarattığı radyasyona acı bir şekilde maruz kalır. Hatta kadının yanında ayakta seyahat eden yaşlı bir adamın maddeye teması direkt gerçekleşir. 30 rad radyasyona maruz kalan adamın bacaklarında ciddi boyutta yanıklar oluşur. Küçük kızın kaldığı radyasyon miktarı ise 600 rad değerindeydi.

Radyasyon Kazaları Sonunda Ne Oldu?

Kadın, doktora ulaştığında ise her şey için artık çok geçtir. Doktor olayı doğru tahmin ederek radyoaktif maddeyi ve tozlarını hastane bahçesinde bıraktırır. Olay sonucunda 249 kişi radyasyon zehirlenmesi yüzünden yaralanmıştır. Sonucunda Devair’in kızı ve karısının da arasında bulunduğu dört kişi hayatını kaybetmiştir. Ulusal Atom Enerji Ajansı ise olaya hemen müdahale ederek bölgeye ulaşmıştır. Sonucunda 40 evi yıkmış ve bölgede yer alan toprağın 30 santimetrelik kısmını kazıyarak çıkartmıştır. Çernobil nükleer faciasından yalnızca 1 yıl sonra yaşanmış bu olay medyada geniş bir yankı uyandırmamıştır. Bu maddelerin tehlikeli tarafı örtbas edilmeden temkinli kullanım bilincine erişilemezse ne yazık ki dünyadaki radyasyon kazaları katlanarak artacak.

Radyasyon kaynaklı kazalar tarih boyunca çeşitli sebeplerden gerçekleşmiştir. Radyasyon kazaları, radyolojik ve nükleer kazalar şeklinde kategorize edilmiştir. Türk Hematoloji Derneği’nin yayınladığı ” Radyolojik ve Nükleer Kazalar” isimli yazıdan daha fazlasını öğrenebilirsiniz.

Continue Reading

Trendler

Copyright © 2017 Yazbuz.com